Emekli Amiral Cem Gürdeniz, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Karadeniz’de deniz ticaretine yönelik tehditleri artırdığını belirterek Türkiye’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni korurken bölgesel deniz güvenliğinin sağlanmasına öncülük etmesi gerektiğini vurguladı. Gürdeniz, tarafsızlığın tek başına güvenlik garantisi olmadığını ifade etti.
Emekli Amiral Cem Gürdeniz, mavivatan.substack.com adresinde yayımlanan yazısında, İkinci Dünya Savaşı ile Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Karadeniz’de deniz ticareti üzerindeki etkilerini karşılaştırdı. Gürdeniz, aradan geçen yaklaşık 83 yıla rağmen deniz ulaştırmasını kesintiye uğratarak rakibin ekonomik ve askerî kapasitesini zayıflatma stratejisinin değişmediğine dikkat çekti.
İkinci Dünya Savaşı’nda denizaltılar, torpidolar ve mayınlarla yürütülen deniz ticaret savaşının bugün insansız deniz ve hava araçları, uzun menzilli füzeler ve elektronik harp yöntemleriyle sürdürüldüğünü belirten Gürdeniz, Türkiye’nin her iki dönemde de çatışmaların doğrudan tarafı olmamasına rağmen deniz güvenliği bakımından ciddi risklerle karşılaştığını kaydetti.
Gürdeniz, Türk karasularına sürüklenen mayınlar, kıyılarda karaya oturan gemiler ve ticaret gemilerine yönelik saldırıların savaşın Türkiye’nin egemenlik alanlarına taşan sonuçları olduğunu vurguladı. Gürdeniz’e göre mesele artık yalnızca Türk ticaret gemilerinin korunması değil, Türkiye’nin kendi deniz alanlarında seyir güvenliğinin ve can güvenliğinin sağlanması.
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDAN BUGÜNE DEĞİŞMEYEN TEHDİT
Gürdeniz, İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’nin tarafsızlığını korumaya çalışmasına rağmen Türk ticaret gemilerinin denizaltı saldırılarından zarar gördüğünü hatırlattı. Özellikle 1941-1944 döneminde yaşanan saldırıların, tarafsızlığın denizde güvenliği tek başına sağlayamadığını gösterdiğini belirtti.
Türkiye’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 19. maddesini uygulayarak savaşan devletlerin savaş gemilerinin Boğazlardan geçişini sınırlandırmasının stratejik önemine değinen Gürdeniz, Montrö’nün deniz güvenliğinin bütün boyutlarını kapsayan bir mekanizma olmadığına dikkat çekti.
Gürdeniz, sözleşmenin Boğazlardan geçişi düzenlediğini ancak ticaret gemilerinin korunmasını, mayınların temizlenmesini veya denizdeki saldırıların önlenmesini tek başına güvence altına almadığını ifade etti. Bu nedenle Türkiye’nin Montrö’nün sağladığı stratejik dengeyi fiilî deniz güvenliği tedbirleriyle tamamlaması gerektiğini savundu.
RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI DENİZ TİCARETİNİ BASKI ALTINA ALDI
24 Şubat 2022’de başlayan savaşın Karadeniz’i ciddi bir deniz güvenliği krizinin merkezine dönüştürdüğünü belirten Gürdeniz, Ukrayna limanlarına yönelik abluka ve saldırıların tahıl ticaretini, enerji taşımacılığını ve uluslararası tedarik zincirlerini etkilediğini kaydetti.
Türkiye ve Birleşmiş Milletler öncülüğünde hayata geçirilen Karadeniz Tahıl Girişimi’nin deniz ticaretinin sürdürülmesi bakımından önemli bir örnek oluşturduğunu belirten Gürdeniz, savaşın ilerleyen aşamalarında insansız deniz araçlarının ve uzun menzilli saldırı sistemlerinin deniz harekâtının niteliğini değiştirdiğini ifade etti.
Gürdeniz’e göre günümüzde ticaret gemileri yalnızca doğrudan saldırılarla değil, GPS sinyallerinin karıştırılması, konum bilgilerinin yanıltılması, haberleşme kesintileri ve artan savaş riski sigortalarıyla da karşı karşıya kalıyor. Bu koşullar, gemilerin güvenli biçimde seyretmesini zorlaştırırken taşımacılık maliyetlerini de artırıyor.
Yazıda, 2026 yılında Karadeniz ve Azak Denizi’nde ticari gemilere yönelik saldırıların yoğunlaştığına ilişkin verilere de yer veriliyor. Gürdeniz, Türk bayraklı, Türk sahipli veya Türk işletmeli gemilerin karşılaştığı tehditlerin Türkiye açısından doğrudan bir ulusal güvenlik meselesine dönüştüğünü vurguluyor.
TÜRKİYE İÇİN BÖLGESEL DENİZ GÜVENLİĞİ ÖNERİSİ
Gürdeniz, Türkiye’nin Karadeniz’deki gelişmelere yalnızca diplomatik tepkiler vermekle yetinmemesi gerektiğini belirterek bölgesel bir deniz güvenliği düzeninin oluşturulmasını öneriyor.
Bu kapsamda deniz gözetleme ve erken ihbar sistemlerinin geliştirilmesi, mayın karşı tedbirlerinin güçlendirilmesi, ticaret gemilerinin risk esaslı sefer planlaması yapması ve kıyıdaş ülkeler arasında bilgi paylaşımının artırılması gerektiğini ifade ediyor.
Türkiye, Romanya ve Bulgaristan arasında 2024’te faaliyete geçen Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu’nu bölgesel iş birliğinin somut örneklerinden biri olarak değerlendiren Gürdeniz, mevcut yapıların daha kapsamlı bir deniz güvenliği koordinasyonuna katkı sağlayabileceğini belirtiyor.
Gürdeniz ayrıca limanların, enerji terminallerinin ve denizaltı boru hatlarının korunmasının da güvenlik yaklaşımının parçası olması gerektiğini kaydediyor. Olası askerî refakat uygulamalarının ise uluslararası hukuk, kıyıdaş devletlerin yetkileri ve çatışmanın genişleme riski dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna ile iletişim kurabilme kapasitesinin önemli bir diplomatik avantaj olduğunu belirten Gürdeniz, Karadeniz’e kıyıdaş olmayan güçlerin askerî varlığını artıracak adımlar yerine bölgesel iş birliğine öncelik verilmesini savunuyor.
“MONTRO’YÜ KORUMAK, DENİZ GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMAKLA TAMAMLANMALI”
Gürdeniz, Karadeniz’de güvenli seyrüseferin yeniden tesis edilmesi için Rusya ve Ukrayna arasında sivil ticaret gemilerine, limanlara ve deniz ulaştırma altyapısına yönelik saldırıların karşılıklı olarak durdurulmasını sağlayacak diplomatik girişimlerin öncelik taşıması gerektiğini belirtiyor.
Emekli Amiral Gürdeniz’e göre Türkiye’nin önündeki stratejik görev, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni tavizsiz biçimde korumak, savaşın deniz ticaretine yönelik etkilerini sınırlandırmak ve Karadeniz’de güvenli seyrüseferin yeniden tesisine öncülük etmek.
Gürdeniz, Türkiye’nin yalnızca Boğazların güvenliğini sağlayan değil, Karadeniz genelinde deniz ticaretinin, bölgesel istikrarın ve insan hayatının korunmasında belirleyici rol üstlenen bir ülke olması gerektiğini vurguluyor.


