
8 farklı zaman diliminin ardından Vladivostok
Avrupa Rusyası’ndan Japonya’nın karşı kıyısına uzanan yani neredeyse dünyanın yarısını aşan bir demiryolu ağı Trans Sibirya Ekspresi. Moskova’dan başladığı rotasını Ural Dağları’nı, Sibirya taygasını ve Baykal Gölü’nü geçerek sürdürüyor ve Rusya’nın en doğusuna, Pasifik kıyısındaki Vladivostok’a ulaşana kadar tam sekiz farklı zaman diliminden geçiyor. İstanbul’dan Novosibirsk’e giden bir uçağa binerken amacım Trans Sibirya Ekspresiyle kış ayları boyunca yüzeyi tamamen donan Baykal Gölü’ne ulaşmaktı. Yolculuğun kendisinin varış noktasından daha güzel olduğu nadir rotalar vardır, trende geçirdiğim her dakika bana bu ender güzelliği yaşadığımı hatırlatan eşsiz bir anılar silsilesine dönüştü.

Türkiye’de kışın artık iyiden iyiye hafiflediği, artık her yıl daha da azalan karlı günlerin yüzünü bahara döndüğü bir mart gününde yola çıktım. Yolculuğum Sibirya’nın tam kalbindeki Novosibirsk’ten başladı. Rusya’daki pek çok şehir gibi burası da bir nehir kıyısında kurulmuş. Ob Nehri’nin etrafında büyüyen şehir geniş Sibirya coğrafyasına uyum sağlarken tarihi yapılarını da muhafaza etmiş. Trans Sibirya ağının buraya ulaştığı yıllarda küçük bir yerleşimken hızla önemli bir ticaret ve ulaşım merkezine dönüşmüş.

Vagona Sıkışmış Hayatlar ve Sıcak Sofralar
9280 metrelik uzunluğuyla dünyanın en uzun demiryolu ağlarından biri Trans Sibirya. 1891 yılında yapılmaya başladığında o yıllar için devasa bir mühendislik eseriymiş. Tamamlanması yıllar süren bu proje uçsuz bucaksız Rusya coğrafyası için hayati önem taşıyor. Ana hattın tamamlandığı 1916 yılından bu güne Rusya’nın ulaşım ve yük taşımacılığının en önemli unsuru olan bu tren, artık gezginler arasında da çok popüler.
Baykal Gölü’ne yakın büyük bir şehir olan Irkutsk’a varana kadar trende geçirdiğim zaman aslında sadece bir günden biraz daha uzundu. Ancak bazı deneyimler günlük hayata o kadar benzemez ki bir gün gerçekte olduğundan çok daha uzun hissedilir. Trende geçirdiğim otuz saatin her dakikasında zaman farklı bir hızda akıyordu sanki.

Sibirya’nın Kalbine Yolculuk: Tren Penceresinden Hayat Manzaraları
Yolculuk boyunca sık sık değişen manzaranın başrolü Sibirya’nın uçsuz bucaksız ormanlarıydı. Küçük kasabalar sevimli ahsap evleriyle, şehirlerse gorkemli istasyonlarıyla aklıma kazındı. Trenin içinde akan yaşam ise gündelik hayatın hareket eden bir vagona sıkıştırılmış hali gibiydi. Her yaştan çocuklu aileler, gençler, yaşlılar, öğrenciler ve gezginler trenin bitmeyen uğultusu eşliğinde sohbet ediyor, sofralar kuruyor, yiyeceklerini paylaşıyordu. Irkutsk’a ulaştığımda trenden ayrılmak, yeni tanıdığım ama çabuk kaynaştığım bir aileyi geride bırakmak gibiydi. Kalabalık, gürültülü ama cok eğlenceli bir aileyi…
Buz Üstünde Yolculuk ve Buryat Toprakları
Irkutsk Doğu Sibirya’da Baykal Gölü’ne açılan en önemli şehir. Gölden çıkan tek büyük nehir olan Angara’nın kıyısına kurulmuş. Baykal Gölü’nde buradaki en büyük ada olan Olkhon Adası’nın üzerinde artık ünlü bir turistik nokta olan Khuzir köyünde kalacağım. Irkutsk’tan Khuzir’e gitmek üzere bindiğim haki yeşil minibüs uzun ve sarsıntılı bir kaç saatin ardından yoldan çıkıp buz tabakasının üzerinde ilerlemeye başlayınca biraz tedirgin oldum. Dev bir buz pistinde kontrolsüzce ilerleyip her an kayacakmış gibi hissettiren bu gerilimli yolculuk, yılın yarısını bu donmuş yüzeyin üzerinde geçiren Buryat halkı için son derece sıradan.

Sibirya’nın Kalbinde Donmuş Bir Ayna: Baykal Gölü
Baykal Gölü dünyanın en derin gölü. 25 milyon yıllık geçmişi ona bir de en eski unvanını kazandırıyor. Tek başına tüm dünyadaki tatlı su rezervlerinin neredeyse beşte birine sahip ve bir çok endemik canlıya da ev sahipliği yapıyor. Kış gelir gelmez donmaya başlayan göl ocak ayının sonlarında kalın bir buz tabakasıyla kaplanmış oluyor ve haziran ayında eriyip yok olacak parlak ve şeffaf bir yüzeye dönüşüyor. Yaz aylarında yerli yabancı yüzlerce misafiri ağırlayan Khuzir, benim gittiğim mart ayında çok daha sakin ve huzurluydu. Sibirya’da yaygın olarak kullanılan küçük ahşap evlerdeki renkli pencereler adeta kışın soğuk renk tonlarına karşı çıkıyordu.
Karadan bir başka karaya geçmek, yani donmuş gölün üzerinde yürümek, uzaklara bakınca günün her saati farklı bir manzara, yakınlara bakınca ise farklı bir desenle karşılaşmak demek.
Gölün içinde yüzeye çıkaramadan donan hava kabarcıkları, genleşme yüzünden üst üste kırılan kalın buz kütleleri, çatlayan buzun üzerindeki kalınlı inceli, dallı budaklı çizgiler, burada her kış açılan bir açık hava sergisinin nadide eserleri gibiydi.
Trans Sibirya ekspresiyle yolculuk yapmak, ardından buz gibi bir Sibirya kışında donmuş Baykal Gölü’nde olmak benim için daha önce gittiğim, gördüğüm hiç bir yere, yaşadığım hiç bir gezi deneyimine biraz olsun benzemeyen eşsiz bir anıya dönüştü.
BERRAK HARMAN YAVUZ




